ASTROLOJİK ÇAĞLAR

 

Tarihin ilk dönemlerinden itibaren zamanı gökyüzüne bakarak hesaplanmaya çalışmış ve bunun için gökyüzündeki yıldızları kullanmışız. Takvim başlangıcı olarak baharın ilk gününü, yani gece ve gündüzün eşitlendiği günü baz almışız (ekinoks günü). Güneşin ekinoks zamanı (21 Mart-baharın ilk günü) doğduğunda hangi yıldız kümesine denk geldiğini tespit etmiş ev bir de bundan bir “Yıldız Takvimi” (Sideral Takvim) oluşturmuşuz. Ancak yıllar içinde farketmişiz ki, Güneş her sene aynı takım yıldızı sınırları içinde doğmuyor, yıldızlar bir şekilde geri hareketi yapıyor. Tabi o zamanlar bunu çok daha farklı anlamlara saptırırken, artık bunun sebebinin Dünya’nın prosesyon hareketinden kaynaklandığını biliyoruz. Prosesyon hareketi nedir derseniz, aslında dönen her şeyin bir yalpalama hali vardır. Misal bir topaçı düşünün, hızla dönerken biz bu yalpalamayı anlamasak da yavaşladığı zaman net bir şekilde gözlemleyebiliyoruz. 

 Ne demiştik, yıldızlar geriye doğru gidiyor. Yapılan hesaplamalar sonucunda her 72 yıl sonunda, ekinoks gününde Güneş’in 1 derece geriden doğduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla her burcun 30 derecelik bir kapsama alanı olduğunu düşünürsek;

72 (yıl) x 30 (derece) = 2160 (yıl)

 Yani ekinoks gününün 1 burç değiştirmesi için 2160 yıl gerekmektedir. Eski medeniyetlere göre, bu dönemler astrolojik çağları gösterir. Takım yıldızlardan oluşan Zodyak, büyük resimde, insanlığın bilinçsel evriminin sembolüdür. Her 2160 yılda bir insanlık için yeni bir anlayış sistemi geldiği düşünülür. İçinde yaşadığımız dönem Balık çağıdır. Yani günümüzde 21 Mart günü Güneş, Koç değil aslında Balık takım yıldızı sınırları içinde doğmaktadır. Balık çağından Kova çağına geçtiğimizde, “inanan” değil, “bilen” varlıklar olma yolunda ilerlemeye başlayacağız.


 Burç çağlarının başlangıç tarihlerinin hesaplanmasında farklı yaklaşımlar vardır. Bunlar sebebiyle kesin bir tarih verilememektedir. Çok teknik bilgiler olduğu için burada değinmeyeceğim ancak o dönemlerde olan belirleyici olayların, çağ geçisinin habercisi olduğu düşünülmektedir. Bir diğer görüş de, karmanın efendileri Saturn ve Jupiter’in kavşum döngüleriyle ilgilidir. Her 19.84 yılda bir 8 burç ileride kavuşum yaparlar. Yaklaşık 59.5 yıl sonra Zodyak’ta bir “Büyük Üçgen” oluştururlar. Her Büyük Üçgen birbirinden yaklaşık 7 derece farkla oluşur. Bir “Büyük Üçgen”in bir elementteki hareketi yaklaşık 238–258 yılda tamamlanır. Bir Büyük Üçgen’in bir köşesinin, diğer köşesinin yerine gelebilmesi için 8 burç geçmesi gerekir ki bu da bize yaklaşık olarak 2068 yıl geçmesi gerektiğini gösterir. Bu da bir burç çağına yakın bir süredir. Kova burcu Hava elementini temsil ettiği için, bu döngünün 2020 yılı itibariyle net bir şekilde başlayacağını söyleyebiliriz.

 Popüler görüşe göre ve Maya takvimine göre ise 2000 ve 2012 yılı çağ geçişi için kritik yılladır (bkz. Görsel: Astrolojik Çağlar). Aynen bir doğum haritasındaki gibi, ufuk çizgisininn alt bölümü geceyi (bireyin kendisini), üst bölümü ise gündüzü (kollektif alanı) temsil eder. Eklediğim görsele göre insanlık tarihi Aslan yani Güneş (RA) ile başlamıştır. Güneş, bir doğum haritasında benliği, çocukluğu, bireyliği temsil eder. Bu durumda Kova çağı ile birlikte insanlık tarihi geceden gündüze geçecek ve daha kollektif bir tecrübeye adım atacaktır.

Aslan Çağı: Mağara duvarlarına ilk sanat ederlerimizi bıraktık.
Yengeç Çağı: Yerleşik hayata geçtik.
İkizler Çağı: Yazmaya başladık.
Boğa Çağı: Dünya üzerinde izlerimizi bırakmaya başladık. Tapınaklar ve binalar inşa ettik.
Koç Çağı: Savaştık. Olimpiyatları başlattık.
Balık Çağı: Hristiyanlığın ve İslamiyetin doğuşu. Dinsel ve inançsal temaların ön plana çıkışı.
Kova Çağı (New Age): Uzay, Elon Musk, Google, Facebook, Uçan Arabalar...


ALTIN ÇAĞ – ASLAN BURCU

Dünyamız yaklaşık M. Ö. 12.000 yıl – 8.000 yılları arasında ASLAN burcunda olduğu biliniyor. Aslan burcu, ateş elementinde sabit bir burçtur ve yönetici gezegeni Güneş’tir.

  • ASLAN TEMSİL ETTİKLERİ: RİSK ALABİLME, KOMUTA ETME, YARATMA, KENDİNİ ORTAYA KOYMA, OTORİTE OLMA, KENDİNİ SERGİLEME, CESARET VE GÜÇ, YÖNETİCİLİK, LİDERLİK, ORGANİZE OLMA, YAŞAMA SEVİNCİ
  • GÜNEŞ’İN TEMSİL ETTİKLERİ: AYDINLANMA, İLERLEME, GELİŞME, GÜÇ, ISI VE SICAKLIK, PARLAMA, KENDİNİ İFADE ETMEK VE BÜTÜNLEME

 Bu çağ bireyselliğin ilk defa ortaya çıkmaya başladığı, insanların yavaş yavaş birbirlerinden bağımsız benzersiz niteliklere sahip ayrı varlıklar olarak düşünmeye başladığı bir dönem. Aslan çağında, kuzey yarımkürenin neredeyse yarısı buzullarla kaplı ve bugüne kıyasla çok daha soğuk koşullar mevcuttu. Bu zamanda Güneş’in buzulları eritmesiyle birlikte bugünkü şekline girmeye başladığı bilinir. En erken çağ olarak bilinen altın, aydınlanma ya da Atlantis çağında, insanlık sanatı keşfetmiş ve gelişiminin zirvesini yaşamıştır. Prehistorik mağara resimleri bu çağın ilk sanatsal örneklerini teşkil eder. Yer bilimcileri, M.Ö. 11.500 yıllarında buzul çağının sona ermesiyle birlikte okyanuslarda yükselme olduğunu ve kıtaların bu suların altında kaldığını savunmaktadır. Bu tez, Platon’un Atlantis’in batması için verdiği zamanla da çakışmaktadır. Mağara duvarlarına ilk sanat eserlerinin bırakıldığı bu çağda, Mısır’da bulunan Büyük Sfenksin o dönemden kaldığı düşünülmektedir. Bu çağ da ilkel toplumun sosyalleşmesi ile birlikte, yapıları yönetme ve örgütleme onların nezdinde üstün güce sahip olmak arzusunun alevlendiği bir çağ diyebiliriz. Ancak insanlar çok farkındalıklı ve adildi. Evrensel birlik bilinci ile hareket etmeye gönüllüydü. Tanrı ile bütünüyle bağlantıda olmak, sevgi, aşk, bilgelik ve gücü iyiye kullanmak, tüm bu erdemli duyguların hepsinin Tanrı’nın bir uzantısı olduğunu biliyorlardı. Şefkati kucaklamak, kalpten kalbe akıtmak ve olumlu ya da olumsuz yaşananlara teslim olmak. Aslında hepimizin yapması gerektiği gibi. Her şey gerçek frekansında tezahür ederse barış ve uyum beraberinde gelir. Karanlık Çağın baskın olduğu, korku, açgözlülük, nefret, onursuzluk ve şiddet, Altın Çağ’ın ışığında SEVGİ titreşimleriyle yer değiştireceğine gönülden inanıyorum. IŞIK yaratıcının saf özüdür. Karanlık yok olmaya başladıkça, sevgi sevgisizlikle ve savaş, barış ile yer değiştirecek. Sevgi o kadar yüksek bir enerji ki, birinin diğerine karşı üstünlüğünü ortadan kaldıracak etkide. Siz yeter ki adım atma cesaretini gösterin. Şunu iyice idrak etmeliyiz ki, SEVGİ dünyamızı dönüştürecek tek güçtür. Altın veya Kova Çağı hayallerin gerçek olduğu, ruhların sınırsız olduğu, tezahürün anlık olduğu, deneyimlerin sürekli özgürlük olduğu ve yüksek benliğin dışında ego katılımının olmadığı beşinci boyuta geçişi ifade eder. Biliyorum bazı kesim ne demek istediğimi anlamakta zorlanacaklar. Ama önümüzdeki dönem hep beraber adım adım yaşananlara şahit olacağız...

CİLALI TAŞ – YENGEÇ BURCU

M.Ö. 8.000 – M.Ö. 6.000 yılları arasında Yenitaş (Cilalı taş) – Neolitik devri döneminde YENGEÇ burcunda olduğu biliniyor.Yengeç burcu, su elementi, öncü bir burçtur. Ve yöneticisi Ay’dır.

  • YENGEÇ TEMSİL ETTİKLERİ: ANNELİK, DOĞURGANLIK VE AİLE, DUYARLILIK, KORUYUCULUK, YARDIMCI OLMAK, BESLENME, KENDİNİ KORUMA İÇ GÜDÜSÜ, GIDA, TARIM, EV VE KONUT BİNASI, ANAVATAN, MİLLET, MEZARLIK
  • AY’IN TEMSİL ETTİKLERİ: KADIN VEYA ANNE, DOĞURGANLIK BESLENME, YERLEŞİM VE KORUMA VE KORUNMA, BİR YERE YA DA KİŞİYE AİT OLMA, DUYGUSAL AÇIDAN GÜVENDE OLMA, DUYGUSAL İHTİYAÇLAR

Yengeç çağı, çiftlik hayvanlarının evcilleştirilmesi ve göçebe insanların kalıcı konutlarda yaşamıyla birlikte, uygarlığın başlangıcını işaret eder. Evler ve diğer yapılar kerpiçten yapılmış ve etrafı surlarla çevrilmiştir. Aile yaşantısının ve evin önemi dikkat çekmektedir. Özellikle doğu kültüründe kadın enerjisinin vurgulanmasıyla, bolluk bereketin kutsallaştırılması ön plana çıkmıştır. Dişil gücün kendini ispatlamasıyla birlikte Tanrıçaya ibadet edilmiştir. Ölüler, değerli eşyalarla gömülmüş, yapılan kazılarda ölülerin bacaklarının karın bölgesine çekik halde defnedildiği dikkat çekmiştir. Doğada yaşayan vahşi hayvanlardan korunma yollarını geliştirirken onlara zarar vermemeye dikkat ettikleri dönem. Tıpkı avcılık gibi balık avının kaynağı da hayatta kalmak için yiyecek bulma zorunluluğuna dayandığı için bu çağda insanlar daha çok balıkçılığa önem vermişler. Mağaralarda yapılan kazılarda insanların kabuklu deniz canlıları ile beslendiğini gösteren kanıtlar bulunmuştur. Zirai faaliyetlerin başlangıcı da bu çağa denk gelmektedir. İnsanlar Yengeç devrinde doğadan toplayıp biriktirdikleri saçak kök, yumru ve tohumlardan yeni bitkilerin oluştuğunu fark etmişler, yeni bitki yetiştirmek için meyve çekirdekleri ve tohumlarını elle toprağa gömmüş ilk ziraatın tohumları atılmıştır. İnsanların o devirde son derece sezgisel olmalarından dolayı “görünmez dünyalara” bağlantılarının çok güçlü olduğu kaydedilmiş. Korkularını yenmek ve yardım almak için sığındıkları en büyük gücü yoğunlaştıkları süreçler. Zaten günümüzde “içgüdüsel hissedişler” dediğimiz şey aslında ilahi olanla bağlantı kurmak ve algılamak değil mi? Hepimiz en zor anlarımızda İlahi’ye sığınmıyor muyuz? Doğrudan deneyimlemek en hakikat olanla temasa geçmek için başkasına gerek yok ki.

BAKIR ÇAĞI – İKİZLER BURCU

Dünyamız yaklaşık M.Ö. 6.000- M.Ö.4.000 yılları arasında Bakır Çağ (Kalkolitik Çağ) döneminde İKİZLER burcunda olduğu biliniyor. İkizler burcu, hava elementi, değişken bir burçtur. Ve yöneticisi Merkür’dür.

  • İKİZLERİN TEMSİL ETTİKLERİ: İLETİŞİM, ÖĞRENME, ZİHİNSEL AKTİVİTELER, MERAK, HAREKETLİLİK, ALGILAMA VE GÖZLEMLEME, ÖĞRENME, ANLAMA VE DENEYİMLEME YETENEĞİ, BİLGİ TOPLAMA, BAĞLANTI KURMA VE YAYMA
  • MERKÜR’ÜN TEMSİL ETTİKLERİ: KONUŞMA, HAREKET HALİNDE OLMA, YAZMA, YAYMA, TEMSİLCİ, ARACI, MAL DAĞITICISI, TÜCCAR, MATEMATİKÇİ, MİMAR, HEYKELTIRAŞ

 Dünyanın farklı yerlerinde yaşanan insanlar arasındaki ticaretin ortaya çıktığı zamanlar. Bildiğiniz gibi İkizler burcu, alışveriş, takas, iletişim ve bağlantıların bir göstergesidir. Ticaret ve bilgiye dayalı farklı kültürler arasındaki altyapıların ortaya çıktığı bir çağ. Ya da Atlantis’in çöküşünden sonra tekrar diyelim. İkizler Çağında, tekerleğin bulunması ile birlikte, et, yiyecek ve malzeme taşıma amaçlı el arabalarını icat etmeleri, at arabaları kullanarak uzak mesafeleri ve yeni yerleri keşfetme imkânı bulmuşlar. Bu çağda yazının bulunuşuyla birlikte, yüzlerce sembolden oluşan hiyeroglif yazılar ve ağaç, taş, pişmiş toprak, maden gibi çok çeşitli malzemeden yapılan heykelciklerin bu döneme ait olduğu tespit edilmiştir. Cilalı taş devri insanları zihinsel becerilerini elleri ile birleştirerek yaratıcılıklarını ortaya koyduklarını görürüz. Yapılan kazı çalışmaları sonucunda taş ve kemiği alet haline dönüştürmek, çok yüksek sıcaklıkta pişirilmiş toprak ile yapılan seramik çalışmaları binlerce asır bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Bu sayede geçmiş uygarlıkların yaşam tarzları ve kültürel farklılıklarını anlamamız mümkün olmuştur. Her ne kadar seramik daha önce keşfedilmiş olsa da bu dönem kazılarda çıkanlar hem işçilik bakımından mükemmel hem de yaratıcılık açısından şaheser. Bugün konuşulmakta olan birçok dilin atası olduğu düşünülen Proto – Hint -Avrupa dilinde bu dönem ortaya çıktığı tespit edilmiştir. M.Ö. 5000’de Akdeniz Havzası’ndan Yakın Doğu’ya ve güney Rusya’ya kadar uzanan büyük bir ticaret ağıda bu çağda kuruldu...

TUNÇ ÇAĞI – BOĞA BURCU 

Dünyamız yaklaşık M.Ö. 4.000- M.Ö. 2.000 yılları arasında Tunç Çağı döneminde BOĞA burcunda olduğu biliniyor. Boğa burcu, toprak elementi, sabit bir burçtur. Ve yöneticisi Venüs’tür.

  • BOĞA’NIN TEMSİL ETTİKLERİ: HUZURU BULDUĞUNDA BIRAKMAMA VE ONU KORUMA, DİNGİNLİK, SERTLİK, KATILIK, SADELİK, SESSİZLİK, SABİTLİK. GÜVENLİK. PRATİKLİK
  • VENÜS’ÜN TEMSİL ETTİKLERİ: GENÇ DİŞİ, KADIN, SEVGİ, AŞK, GÜZELLİK, VERİMLİLİK, PARA, İLİŞKİ KURMA, BAĞLANMA, DOĞADAKİ SANAT VE GÜZELLİK, SEVGİYİ ALMA VE VERME

Boğa çağına dini açıdan bakıldığında, kutsal kitap arasında yer alan Tevrat’ın Hz. Musa peygambere indirildiği döneme denk geldiğini görürüz. Hz. Musa, Mısır Firavunu tarafından, İsrailoğulları’na yapılan işkenceleri sona erdirmek için görevlendirilmişti. Hz. Musa, İsrail kavminin bir kısmı ile Mısır’dan kaçmış, kendisi ile gelemeyen halkını ıslah etmesi için geri kalanını kardeşi Harun’a emanet etmişti. Ancak kavmi Hz. Musa’nın dönmediğini görünce yeni bir Tanrı istemiş, Harun’da tüm halktan altın küplerini isteyerek topladığı altını eriterek altından dev bir buzağının heykelini yaptı.  Bunu gören Tanrı Musa’ya, İsrail kavmini yok edeceğini söyleyince Musa halkı için yalvardı ve Tanrı’nın eliyle yazılı On emir yazılı levha ile halkının yanına gitti. Ancak altından yapılmış buzağının etrafında dönen halkı görünce çok sinirlendi elindeki levhayı yere atıp parçaladı. Hz. Musa’nın kızdığı buzağıdır ve doğaya dönük, pagan dinleri içeren dönemin, Boğa çağına denk gelmesi oldukça manidar durmaktadır. Eski Mısır uygarlığı, piramitler, dişil burç olan Boğa burcu döneminde matriarki etkisinin baskın olması, sabit burç olan Boğa döneminde Piramitlerin yapılması ile oldukça ilişkin durmaktadır. Boğa’nın 180 derecelik karşıt evinde Akrep burcunun olması ve tema olarak cinsellik, okültizm, spiritüalizm, metafizik, değişim, dönüşüm ve ölüm ile ilişkilendirilmesi, paganizm dönemine denk gelmesi, Akrep ile paralellik gösterir. Boğa çağında, insanlar yerleşik yaşamı daha da geliştirdiler.  İlk kez şehir devletlerinden sonra daha büyük devletler kurulmuş ve bu sebeple yapılan savaşlarda da fazlalaşmıştır. Bu devletler arasında en Sümer, Akad, Babil, Asur, Mısır gibi medeniyetler, dünya kültür mirası olarak bilinmektedir. Özellikle tarımın, yaşamın kaynağı olduğunu iyice idrak eden bu dönem insanı, özellikle sulu tarıma yönelerek çiftçiliği gelişmesine de olanak sağlamıştır. Bu sayede elde edilen ürünlerin depolanması ve dağıtılması sonucunda yeni merkezi yönetim biçimleri ortaya çıkmıştır. Böylece birçok insan başka işlere de vakit ayırarak tarım dışı işlerle uğraşmak durumunda kalmış ve uygarlığın gelişmesine olanak sağlanmış. Ve gitgide, faaliyetlerin çapı genişledikçe, daha hiyerarşik ve dayanıklı bir sisteme kavuşulmuştur. Boğa’nın sağlam ve uzun ömürlü doğasını yansıtan bu dönemin en dikkat çekici yanı, parayı bir ticaret aracı olarak icat etmeleri oldu. Ayrıca para kullanımını desteklemek için bankacılığı kurdular. Böylece insanların yapmış olduğu takas ile alışveriş para ile birlikte son bulmuş oldu. Dolayısıyla paranın bulunması ile Dünya’ya hızlı bir şekilde yayılması da kaçınılmaz oldu. Ticaret köyleri pazar kasabalarına dönüştürüldü. Bankalar çok geçmeden borçlanmaya ve faiz toplamaya başladı. Takas, çalışma ve bankacılık ile birlikte para ekonomisinin gelişmesine ve ilk bilinen sikke olan evrensel bir değişim aracı olarak bakırın kullanılmasına yol açtı. Kendilerini korumak için çevrilen duvarın içinde yaşama alanı yapmak ve tarıma dayalı geçim modeli ile birlikte zanaat alanında gelişmenin ivme kazandığı dönem. Uzun mesafe ticaret eylemlerinde bakır üretimi ve satışı büyük ölçüde aktif rolde yer almakta. Tapınaklar şehrin merkezi olarak inşa edildi. İbadet edildikten sonra paranın toplanması ve yeniden dağıtılması için merkez haline geldi. Rahipler bu etkinliğin yöneticileriydi. Boğa dönemi ile birlikte paranın kazanılması kalıcı ve sağlam adımlarla biriktirilmesine sebebiyet verdi Kasabalar duvarları dört yöne bakacak şekilde inşa edilmiştir. Boğanın karşıt burcu Akrep burcunun enerjisi bu çağda alenen görülmektedir. Akrep, ölüm ve yeniden doğumu ile alakalıdır. Bu yüzyılda Mısır Firavunları ve Mezopotamya’daki çeşitli şehir devletlerinin iktidarları servetleriyle birlikte, büyük anıtsal mezarlarda gömüldü. Bu sayede, öbür dünyada rahat edeceklerine inanıyorlardı.

DEMİR ÇAĞI – KOÇ BURCU

Dünyamız yaklaşık M.Ö. 1.000- M.Ö.3.500 yılları arasında Demir Çağ döneminde, KOÇ burcunda olduğu biliniyor. Koç burcu, ateş elementi, öncü bir burçtur. Ve yöneticisi Mars’tır.

  • KOÇ’UN TEMSİL ETTİKLERİ: VAR OLMA, FERDİYET, HÜRRİYET, KENDİNİ ORTAYA KOYMA, KENDİNİ YANSITMA, ENERJİK GÜDÜSEL HAREKETLER, MACERACILIK, SAVAŞÇILIK, CANLILIK, HAYATTA KALMAK, DÜRÜSTLÜK, DİDİŞMECİLİK, HEVESLİLİK, BAĞIMSIZLIK VE CESARET
  • MARS’IN TEMSİL ETTİKLERİ: SAVAŞ VE KAVGA, MEYDAN OKUMA, ÖLÜM, FIRTINA, VEBA VE KATLİAM, YÖNETME, CESARET, ÖNCÜLÜK, BAĞIMSIZLIK, AHTİRAS, KARARLILIK, REKABETÇİLİK, İKNA EDİCİLİK, SPONTANLIK, GİRİŞİMCİLİK

Koç çağı, İslam dininin buyruğu olan ‘‘Kurban’’ kavramın ortaya çıktığı döneme denk gelir. Hz. İbrahim’in yaşadığı çağda “Tanrı’ya” insan kurban etme adetleri vardı. Mezopotamya’nın pagan milletleri tanrıya insan kurbanı sunarlardı. Hz. İbrahim Peygamber, bir oğlu olur ise, onu Allah için kurban edeceği sözünü verir. Ve gün gelir İsmail adını verdiği bir oğlan çocuğuna sahip olur. Dileği gerçekleşince verdiği sözü tutar ve oğlunu kurban etmek için dağa çıkar. Hem babanın hem de oğlunun teslim oluşu Allah nazarında mükâfatlandırılır. Hz. İbrahim Allah’ın emriyle Cebrail meleğin kucağında bir koç ile belirmesi ve oğlu yerine koçu kurban etmesi istemesi üzerine insan kanı dökmek sona erer. Bu sebeple Kurban Bayramı kutlanır. Bu devir aynı zamanda birçok dinin ve ruhsal felsefenin senkronik bir şekilde ortaya çıkmasına da neden oldu. Bilindiği gibi Koç burcu Zodyak kuşağında ilk burçtur. Tek, bir ve ben ile ilgili bilgileri içerir. Karşıt burcunda yer alan Terazi sembolü ise adaleti temsil eder.  O dönemde de yazılı Roma hukukun ortaya çıktığını görürüz. Diğer gelişmelere bakarsak. Dünya Koç çağında, ataerkil değerler, anaerkil değerlerle yer değiştirdi. Ve erkekler toplumun yönetimini ele geçirdi. Koç çağı aynı zamanda, demir çağını içeren zamandır. Koç’un yönetici gezegeni Mars’ın temsil ettiği element.  Bu devirde, demir aletinin çok sayıda üretilmesi ile birlikte silah yapımında kullanılmasına neden oldu. Savaşlar artı ve çok sertleşti. İnsanların can çekişerek, vahşice katledilmesi, ölümlere şahit olan insanları derinden sarstı. Bu çağda yaşayanlar sevdiklerini kaybetmenin tarifi imkânsız acısını deneyimlemek durumunda kaldılar. Kitlelerin silahlanması sonucunda da 2000 yıl boyunca ardı arkası kesilmeyecek büyük halk hareketlerinin başlamasına neden olmuştur. Bu sebepten dolayı da beraberinde çok büyük savaşların başlamasına neden oldu. Demir madeni daha önceden bulunmasına rağmen bu dönemde daha çok kullanılmış ve birçok alanda gelişim ve kolaylık sağlamıştır. Tunç kadar pahalı ve zor bulunmadığı için kısa sürede de yaygınlaşmıştır. Balta, saban ve kılıçlar çok ucuza üretilmiş ve esnaf, köylüler ve savaşçılar da faydalanmıştır. Demir insanların son keşfettiği madendir. Yüksek ısıyla işlendiği için sanayi de ilerlemiş ve birçok iş alanı kurulmuştur. Yapılan araç ve silahlar insanları hem ekonomik hem de askeri anlamda güçlendirmiştir.

 Akad İmparatorluğu’nun ilk hükümdarı Sargon, bilinen ilk askeri imparatorluğu yarattı ve fetih yapmak kaçınılmaz oldu. Bu çağ büyük askeri güçlerin ortaya çıktığı zamanlara denk gelmektedir. Mısırlılar, Persler, Yunanlılar, Spartalılar, Romalılar Urartular, Frigler, Lidyalılar, Likyalılar bu dönemde kurulmuş devletlerdir. Bu döneme ait Piramitlerin içinde duvarlara kazınmış birçok savaş imgelerinin resmedildiği tespit edildi. Güçlü olan, zayıf olanı ezer mantığı yerleşti. Göze, göz, dişe diş. Bu devrin sonlarına gelindiğinde yazı keşfedilmiş, Maden çağı bitmiş, Tarihi Çağlar başlamıştır.

BALIK ÇAĞI

Dünyamız yaklaşık (M.S. 1 – M.S. 2…)   yılları arasında Balık Çağı dönemini yaşamıştır. Balık burcu, su elementi, değişken bir burçtur. Birinci yöneticisi Neptün ikinci yöneticisi Jüpiter’dir.

  • BALIĞIN TEMSİL ETTİKLERİ: DUYARLILIK VE FEDAKÂRLIK, ADANMIŞLIK, EVRENSEL BİLİNCE AÇIKLIK, GÜÇLÜ İNANÇ, ANLAYIŞ, ŞEFKAT, HAYAL GÜCÜ, YARATICILIK, DUYGUDAŞLIK, YARDIMSEVER, MERHAMET AŞKINLIK, MANEVİYAT, DİĞER DÜNYALARLA TEMAS, PEYGAMBERLER VE KEHANET, HAYALLER, YANILSAMA VE YÖN EKSİKLİĞİ.
  • NEPTÜN’ÜN TEMSİL ETTİKLERİ: RUHSAL FONKSİYONLAR, DİN İLE ALAKALI TÜM KONULAR, MİSTİK DENEYİMLER, BIRAKIŞLAR, ÇÖZÜLMEK, ARINMAK VE ARITMAK, SAFLAŞMAK, HİSSETMEK, DUYARLILIK, YARATICILIK, MİSTİK DENEYİMLER, SEZGİSEL OLMA, BULANIKLIK, BELİRSİZLİK, İDEALİZM, KENDİNİ ADAMA, ÖZVERİLİ OLMAK, ÖTEKİ ALEM, SPRİTÜALİZM.
  • JÜPİTER’İN TEMSİL ETTİKLERİ: ETİK, AHLAK VE DEĞERLER, GENİŞLEME, BÜYÜME, ŞANS, FIRSAT, BOLLUK, BEREKET, DERİN BİLGİ, ÖĞRENME VE ANLAMA, AYDIN VE AÇIK FİKİRLİ, FELSEFİ DÜŞÜNEBİLEN, FİLOZOF, EVRENDEKİ DÜZENİ SORGULAYAN AKIL, YASALAR, TEOLOJİST, DİN, DİN ADAMLARI.

Balık Çağı, M.Ö. 2000’li yılların başlarında tek tanrılı din kavramının ortaya çıktığı devirdir. Tek bir yaratıcı gücün varlığına inanan Hz. İbrahim, Putperestler arasında yaşamış olmasına rağmen hiçbir puta tapmamış ve Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâm dinlerinin atası olarak tarihte yerini almıştır. Balık çağı, Gregoryen Takvimi’ne (Miladi Takvim) göre oluşturulmuş zaman çizelgesinde ‘0’ noktası olarak kabul edilen Hz. İsa’nın doğuşu ile başlar. Maneviyatın yavaş yavaş yükseldiği, Hristiyan dininin dünyaya yayıldığı zamanlar da pagan inanışının mevcut olduğu bilinmektedir. Roma’da geniş kitlelere yayılmaya başlayan bu yeni dinin yasaklanması nedeniyle, Hz. İsa’nın yolundan gidenlerin aralarında Balık sembolü kullanarak gizli bir işaret olarak kullanıldığı bilinmektedir. Yani Hıristiyanlıkta balık sembolü çok önemlidir ve Hz. İsa’nın sembolüdür. Hz. İsa’nın son akşam yemeğinde sofrada bulunan yiyeceklerden birisinin balık olması bir diğer dikkat çekici bilgidir. Papa’nın taktığı yüzükte sembol olarak “Balıkçının Yüzüğü” olarak bilinir. Balık ayrıca Hristiyan dünyasında bolluk, bereket ve Papa’nın gücünü sembolize eder. Papa bazı önemli belgeleri bu yüzükle imzalayarak mühürlediği bilinir. Balık burcunun 180 derece karşısında yer alan Başak burcu (Virgin) Hristiyanlıkta ‘‘Hz. İsa’’ peygamberin annesi ‘‘Hz. Meryem’’ ile beraber anılması oldukça manidardır. Savaşların da bu çağda şekil değiştirdiği görülür. Düşman artık sadece dıştan gelecek bir tehdit olarak değil aynı zamanda bireysel anlamda içe yönelik savaş olarak etkisini göstermiştir. İyi ve kötü gibi, Tanrı ve Şeytan arasında sürekli gidip gelen insanoğlu içsel olarak kendi ruhlarında çok büyük sınava tabi tutulmuştur. O devrin insanları yaşadıkları deneyimlerle Tanrı’nın varlığını ​​doğrudan hissetmeli, köhneleşmiş inanç sisteminden kurtularak daha yüksek bir varlığın gücüne kendilerini bırakmayı öğrenmeliydi. Bu sebepten dolayı inanç ve umut da beraberinde gelişti. Kilise savunduğu öğretiyi halka benimsetmeye çalışırken korumak ve yaymak için kendi aralarında savaştı. İlerleyen dönemde, Batıda Katolik kilisesi tarafından kurulan Engizisyon mahkemesi yanlış düşünce ve inancı ayıklamak ve Hristiyanlık ilkelerine karşı gelenleri cezalandırılmak üzere kuruldu. Kadınlara, putperest ve şeytanın iştirakçileri olduklarını savunarak zulüm yapıldı, işkenceye tabi tutuldu ve yakıldı. Hz. İsa’nın şefkatli ve sevgi dolu mesajlarını gölgelemek için büyük oyunlar oynandı ve maalesef Hıristiyanlık tarihteki en şiddetli kurum halinde gösterildi...

KOVA ÇAĞI

Yaklaşık 2000 yıldır hükmünü süren, insanoğlunu içsel olarak en derin duygularla yüzleştiren, psişik, spritüal, ruhsal anlamda geliştiren Balık burcu dönemi noktalandı. Toplumsal ve kişisel özveri yapmanın kaçınılmaz olduğu, adalet ve adaletsizliği yaşandığı, ikilemler, karmaşalar, kaoslar ile dolu sahte ışıltıların arkasında yalnız olan insanlara tanıklık etti bu dünya.

Balık Çağında; tek tanrılı 3 büyük din doğdu. Doğuda, Mistisizm, Budizm, Ezoterizm, Hinduzim yayıldı. Konfüçyusçuluk ve Taoculukinanç ve ibadetten ziyade ahlak öğretilerine dayanan doktrin olarak insanlığa ulaştı. Felsefenin geliştiği, sanatta büyük yeteneklerin dünyaya geldiği, birçok devrimin yaşandığı, müziğin evrensel bir dil olduğu bir süreçti. Keşke hep güzellikler olsaydı. Ancak savaş, ıstırap, acı ve keder, bencil ve egoist insanların duygularına hüküm sürdü. Dünyada korkunç gerçekler yaşandı, engizisyon mahkemeleri, haksız yere öldürülen insanlar, dünyevi zevklere düşkünlük, egoları yüksek olanların ele geçirdiği zamanlar. İnsanların tek başına hareket etmelerine ket vuracak her yolu deneyen bu zalimler, güçsüz insanların üzerinde hegemonyalarını kurdu. Ayrımcılık, ötekileştirme, açlık ve sefalet kaçınılmaz oldu. İnsanların yeterince eğitilmemeleri için ellerinden geleni yapanlar elbet karma yasası içinde cezalarını bulacaklar. Buna kalpten inanıyorum.

Kova Çağında; zeki olanın aklını, kötülüğe değil de iyiliğe yorması gerektiğini, özverili olmanın her zaman kazanç sağlayacağını, yeni şeyler icat edilirken, insanlığa zarar veren değil de, hizmette kullanılması gerektiğinin öğrenilmesiyle güzel bir dönem olacak. Dostluk kavramı, sadece teklikten değil çoğunluk tarafından hissedilir ve hayata geçirilirse ancak evrenselliğe hizmet edecek. Bu yeni çağ, kardeşçe yaşamayı bilen, etik ve ahlak değerlere inanan ve uygulayan, kendine değer verdiği gibi başkasına da kıymet veren, kötülüğü, iyilik yaparak kapatan insanların varlığı ile bütünleşecek. İçimizde ki tanrı parçasına ulaşmak için var gücümüzle çalışmalı kendimizi akışa teslim etmeliyiz. Tabii ki hayat mücadelemiz olacak. Ancak bakış açımızı ve farkındalığımızı geliştirmeliyiz. İlahi sistemin bize yardım edeceğine güvenerek ve inanarak bu geçişi; bilincimizi koruyarak, kolay atlatmak dileğiyle.

 Amerikalı hukukçu Elihu Root ne demiş; ‘‘Dünyada yükselmeyi arzu eden kimselerle ilgili olarak birbirinden tamamen farklı iki teori var; biri, çevresindeki insanları aşağı itip, onların sırtlarına basarak daha yüksek bir yere çıkan insanla ilgili teori; diğeri, çevresindekilerle beraber daha yükseğe çıkmak için, onlara yardım eden insanla ilgili teori.’’

 Şimdi ikinci büyük döngüye geçiyoruz! Dünya’nın yalpalama hareketinden bahsetmiştik. Bu hareketin bir tam tur yapması ise daha büyük dönem geçişlerinin simgesi olmuştur. Yalpalama hareketinin tam tur yapması;

72 (yıl) x 30 (derece) = 2160 (yıl)
2160 (yıl) X 12 (burç) = 25920 (yıl)

 Yani bu alemin bir tur dönmesi yaklaşık 26 bin yıllık bir dönemi işaret eder. Dünya daha önce de bu süreçten geçmiştir. Bu süreç, içerisinde Dünya üzerinde iklimler tersine dönmüş, büyük doğa olayları yaşanmıştır. Bu döngünün bir önemli özelliği de Dünya’nın eksen eğikliği aksının şu an Polaris’i (Kutup Yıldızı) gösterirken, yaklaşık 13 bin yıl sonra Vega yıldızını gösterecek, yine yaklaşık bir 10 bin yıl sonra da Thuban yıldızına geri dönecektir. Atlantis, Babil, Mısır gibi medeniyetlerde, dinler tarihinde bu yıldızların derin anlamları vardır. İlahi bir bakış açısıyla bakıldığında, yaratılış, evrenin oluşumu ve manası ile ilgili birçok bilgi vermektedir. Eski Mısırlılar bu döngüye “Çağlar Saati” adını vermiştir. Ekinoksun burç değiştirmesini içteki daire gösterirken, yalpalama hareketini de dıştaki çemberler göstermektedir. Daha derin bir anlamda bakarsak bu döngüler insanlığın tekamülünü, varılacak son mertebeyi temsil eder.

Thuban (Alpha Draconis): Mevcut hazinenin (maddi & ruhsal) sınırsız olduğunu farkına varmayı ve bunu saklamaktan vazgeçmeyi temsil eder. ''Nirvana-Cennet-Adem ve Havva''

Polaris: Yön göstermeyi temsil eder. ''Dünya-Cennetten Kovuluş-Dualite-Tekamül'' 

Vega: Sanatsal yetenekleri ve güzelliği temsil eder. Kendini olduğu gibi ifade edebilme-Üst düzey farkındalığa geçiş...


VGV.SPC

Yorumlar

Popüler Yayınlar