M Ɩ̇ Ʀ ƛ
Elektromanyetik dalgalar boşlukta ışık hızında yayılır ve frekans aralığı çok geniştir. Elektromanyetik dalgaların belirli frekans aralıkları farklı isimlerle anılır. Bu sınıflandırma ışık tayfı olarak isimlendirilir. İnsan gözü görünür bölge aralığındaki elektromanyetik dalgaları algılayabilir... "Şimdi saniyede 186,000 mil olan ışık hızına yakın hızdaki bir rokette gidersem garip bir şey olur. Sana kıyasla benim için zaman yavaşlar. Roketten indiğimde senden genç olurum. Einstein bunu kanıtladığında zamanın bile göreceli olduğunu kanıtladı. Sonra da enerji ve kütlenin içsel olarak bağlantılı olduğunu gösterdi: Bir kütle ne kadar ivme kazanırsa durağan bir kütleye kıyasla daha ağır olacaktır. Mesela, kalkan bir uçakta bedenin koltuğa yapışır değil mi, sanki birden ağırlaşmışsın gibi. Ama uçak yükselip de hızı azalınca yine normale dönersin. E= mc² formülü de buradan geliyor. E enerji, m kütle, c ise ışık hızı. C hep aynı olduğuna göre, enerji arttıkça kütle de artar. Bu yüzden de bir uçaktaysan, kalktığında hızlandığında çevrendeki her şeye oranla daha fazla kinetik enerjin oluyor; bu nedenle de göreceli olarak sanki ağırlığın da artmış gibi oluyor."
"Anladım, peki bunun dalgalarla ne ilgisi var?"
"Daha önce de dediğim gibi Newton maddenin zamanda ve uzayda belli bir yeri olduğunu düşünmüştü ama Einstein her şeyin göreceli olduğunu gösterdi. Fizikçiler de hiçbir maddenin tam bir konumu ya da tam bir yaşı olmadığını anladılar. Bu da özel görecelik dediğimiz, maddenin enerji emilimini ve dağılımını inceleyen dalın geliştirilmesini ve tüm maddelerin temel taşları olan temel partiküllerin bulunmasını sağladı, bunlara da kuark denir. Fizikçiler oniki farklı kuark bulabildiler. -üst, alt, çekici, tuhaf, tavan, taban ve de antipartikülleri...
Kısmet dediğimiz şey de frekanslarla son derece ilintilidir. Saniyede 10 bin titreşim seviyesindeki insan astral seyahat yapabilir konuma gelir. Bu tıpkı bir gitarın tellerinin titreşmesi gibidir. Gitarın telini oynattığınızda önce hızla titreşir, teli göremezsiniz. Sonra titreşim azalmaya başlar ve tel görünür hale gelir. Bizler de şu anda saniyede 300 titreşimle birbirimizi görebiliyoruz ama saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz. Onları boyut üstü varlıklar olarak adlandırıyoruz. İçimizden pek azımız yani medyum diye tabir ettiğimiz kişiler onlarla temasa geçebiliyor. Bazen kanal olarak da onlardan gelen bilgileri aldıklarını iddia edebiliyorlar.
On yıldır birlikte olduğunuz kişiyle artık anlaşamıyorsunuz çünkü ikiniz de on yıl önceki frekanslarınızda değilsiniz artık ve bugün apayrı iki frekansta yaşıyorsunuz hayatı. Kısmet dediğimiz şey de frekanslarla son derece ilintilidir. Dünyanın iki ayrı ucunda da olsa en doğru frekanslar her zaman birbirlerini buluyor. Tıpkı göçmen kuşların yollarını bulması gibi dünyanın manyetik haritasında hepimizin ayarlı olduğu bir frekans var ve kendimize en uygun frekansı bir göçmen kuş edasıyla buluyoruz. Bazen de bulamıyoruz. İşte o zaman hayatımızda problemler ortaya çıkıyor. Bizimkinden daha güçlü bir frekansın etkisine girdiğimizde kendi manyetik alanımızdan kopuyoruz ve kendimizi kötü giden bir evliliğin içinde ya da istemediğimiz bir işi yaparken bulabiliyoruz. İşte bütün bunların sebebi yanlış frekanslar…
İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte…
Herkesin kendisine en uygun titreşimi bulma potansiyeli vardır. Kendimizi dinlemek diye ifade ettiğimiz kişinin bir karar vermeden önce içe dönme hadisesi de budur aslında. Kendimizi dinlediğimizde titreşimlerimizi de fark ediyoruz ve titreşimler iç ses olarak bizim için neyin iyi ve doğru olacağını bize söylüyor. Bir miktar derin düşünme ve yalnız kalmak kendimizi yani titreşimlerimizi anlamak için yeterlidir. Yeter ki kendimize bu fırsatı verelim…
Einstein'ın kızı Lieserl, Einstein'ın yazdığı 1400 mektubu Yahudi Üniversitesine bağışladı. Tek bir şartı vardı: Babasının ölümünün üzerinden 20 yıl geçmeden, bu mektuplar yayınlanmayacaktı. İşte aşağıda okuyacağınız mektup da bunlardan bir tanesi.
Belki de en kıymetlisi...
“ Görelilik teorisini önerdiğim zaman, beni çok az insan anladı. İnsanlığa aktarılmak için şimdi bildireceğim şey de dünyada önyargı ile karşılaşacak. Gerekli olduğu sürece mektupları korumanı istiyorum, yıllar, on yıllar boyu, toplum aşağıda açıklayacağım şeyi kabul etmek için yeterince ilerleyinceye kadar...
“Son derece güçlü bir kuvvet var ki, şimdiye kadar bilim bunun için resmi bir açıklamada bulmadı. Bu, tüm diğerlerini dahil eden ve yöneten bir kuvvettir ve hatta evrende işleyen tüm fenomenlerin arkasındadır ve bizim tarafımızdan henüz tanımlanmamıştır.
Bu evrensel kuvvet “SEVGİ” dir. Bilim insanları evrenin birleşik teorisini aradıkları zaman, en güçlü görünmeyen kuvveti unuttular. “Sevgi”, onu alanı ve vereni aydınlatan Işıktır. Sevgi yerçekimidir, çünkü bazı insanların diğerlerine çekildiklerini hissetmelerini sağlar. Sevgi güçtür, çünkü sahip olduğumuz en iyi şeyi çoğaltır ve insanlığın kendi kör bencilliğinde yok olmamasını sağlar. Sevgi her şeyi ortaya çıkarır. Sevgi Tanrıdır ve Tanrı Sevgidir.
Bu kuvvet her şeyi açıklar ve anlam verir. Sevginin sınırları yoktur. İnsanlığın bize karşı dönen, evrenin diğer güçlerini kullanmaktaki ve kontrol etmekteki başarısızlığından sonra, kendimizi başka türde enerjiyle beslememiz acil bir durumdur.
Türlerimizin hayatta kalmasını istiyorsak, hayatta anlam bulacaksak, dünyayı ve dünyada yaşayan her duyarlı varlığı kurtarmak istiyorsak, sevgi sadece tek yanıttır. Belki, gezegeni harap eden nefreti, bencilliği ve açgözlülüğü tamamıyla yok edecek kadar güçlü bir alettir.
Sevgi bombası yapmaya hazır değiliz. Ama, her birey kendi içinde enerjisini salıverilmeyi bekleyen küçük, ama güçlü bir sevgi üreteci taşır.
Eş Zamanlılık
Evrende tesadüf yoktur.
Tesadüf diye bir şey yoktur, sadece bir nedene bağlı olarak gerçekleşen eş zamanlılıklar vardır.
Hiç eski bir arkadaşınıza tesadüfen rastladığınız oldu mu? Başka birinin sizinle aynı anda aynı kelimeleri söylediğine ya da sizinle aynı şeyi yaptığına şahit oldunuz mu?
Bu tür durumlarda “Ah ne tesadüf" ya da “Bu tür kazaları görmezden geliyorum” mu diyorsunuz? Dememelisiniz, çünkü her bir tesadüf size bir mesaj getiriyor.
Eş zamanlılığı Açığa Vurmak
Tesadüfün Ardındaki Bilim.
Gerçek şu ki, hayatınızdaki her şey bağlantılıdır. Geçmişten bugüne ve geleceğe kadar bu böyledir. Bir hareket ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun
eş zamanlılıkla bağlantılıdır.
Her yaptığınız eylem evrende bir dalga yaratır. Bilinç dışı bir hareket olarak düşüncelerinizi başkalarına aktarırsınız. Eş zamanlılık birliğin yasasıdır. Bizler birbirimizle bağlantılıyız. Sizinle bir başkası veya herhangi bir şey arasında ayrılık yoktur.
Tıpkı ayrılık gibi tesadüfler de yoktur. Her tesadüfün size bir mesajı vardır.
İster mükemmel bir gün geçiriyor gibi hissedin ve her şey sorunsuz gidiyor olsun ya da çok sayıda tesadüfün meydana geldiği olumsuz bir periyod deneyimliyor olun, evren size bir mesaj gönderiyordur. Birbiriyle kesişen olaylar ve insanlar eş zamanlılık yaşamaktadırlar.
Şu sözü bilir misiniz? “Öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkar."
İşte bu tam anlamıyla eş zamanlılığın açıklamasıdır. Her ne zaman gerçekten istediğiniz bir şeyle senkronize olursanız o şeyle karşılaşma ihtimaliniz o kadar fazladır ve benzer insanların “tesadüfen” karşılaşmaları da bu yüzdendir. Mesele şu ki, tam olarak aynı frekansa uyumlanmışlardır ve eş zamanlılık onları karşılaştırmak için elinden gelen her şeyi yapar. Eş zamanlı olayların bazı özellikleri vardır. Öncelikle özneldirler. Genellikle o olayı yaşayan kişi veya grup için anlamlıdırlar. Eş zamanlılıktaki anlam eş zamanlı olayların eşleştirilmesi sırasında , bellekten kaynaklanan bir çeşit “uyanma durumu: bilinç farkındalığıdır”. Beynin algıladığı dış olaylar ile, bilinç altından bilince gelen içsel olayların üst üste gelmesidir. Bu bilinçli farkedilen olay ile içsel olay arasında sembolik bir bağlantı vardır. Bu sembolizmi olaya dahil olan kişi anlar. Nedensel olaylardan farklı olarak dışarıdaki herhangi birisi için bunlar bir özellik taşımaz. Eş zamanlı olaylar, nedensel olaylar gibi beklenir olaylar değildirler. Hiç beklenmedik şekilde ortaya çıkarlar, sıradan olaylardan farklı olmaları, farkedilir olmalarını sağlar ve bu nedenle mucize hissi yaratırlar. Eş zamanlı olaylar tüm kozmozun bir olduğu ve her şeyin birbiri ile bağlantılı olduğu bütüncül (holistik) yaklaşım ile yakından ilişkilidir. İnsanlık tarihine bakıldığında, kozmozun, doğa ve insanlık dünyasının her ikisini de içeren, ne kadar önemsiz olursa olsun, değişen biçimlerde her olayın birbiri ile bağlantılı olduğu, tek, ortak bir dokudan oluştuğu düşüncesi, modern bilimin başlangıcına kadar kabul edilmiştir. Tarihteki büyük düşünürler bunu sıklıkla ifade etmişlerdir. Pisagor deniz dalgalarına bakarak olayları yorumlamıştır. Tıbbın babası olan Hipokrat; “Tek ortak bir akış, tek ortak bir nefes alıp veriş vardır, her şey birbiri ile uyumludur….büyük ilke en aşırı uçlara kadar uzanır ve en aşırı uçtan büyük ilkeye, tek doğaya, tek varlığa ve varlık olmayana geri döner” demiştir. Mitolojiye baktığımızda eş zamanlılık ile ilgili bir Tanrı çıkar karşımıza. Bu Hermes'tir. Değişik kültürlerde Hermes'in karşılığı olan başka tanrılar vardır. Hermes'in diğer adları;: Merkür, hilebaz, çakal, şans getiren, seyahat edenlerin koruyucusu, hırsızların koruyucusu, yer altı dünyasında ruhların rehberi, sınırların ve geçişlerin kusursuz hakimidir. Mısır mitolojisinde karşılığı Thot'tur. Hermes, insanlara en dost tanrıdır. Diğer nitelikleri; oyuncu ve dansçı, hokkabaz, simyacı oluşudur. İnsan tecrübesinin sınırlarının aşıldığı, beklenilmedik şeylere ulaşıldığı ve dönüşümlerin olduğu yerde tanrı Hermes vardır. Eşzamanlılık olayları büyük değişimler de sıklıkla yer alır (iş değiştirme, ölüm gibi). Burada Hermes vardır. Hilekarın oyununu karakterize eden, onun beklenilmedik oluşu ve onun ellerinde ansızın ortaya çıkan gerçeklerin şaşırtıcı birleşimidir. Bilimin gelişiminde önemli değişikliklerin olduğu mekanik çağda ise 17 yüzyıldan başlayarak özellikle fizik ve astronominin gelişmesi ile (Kepler, Galile, Descartes, Newton) geleneksel inançlardan ve kilisenin etkisinden kaçılarak her şey nedensellik ilkesi ile açıklanmaya çalışıldı. Bütünsel yaklaşımlardan uzaklaşıldı. Açık nedensel etki paylaşmayan rastlantıların, birbirleri ile anlamlı ilişkiler oluşturabilmeleri imkansızlaştı.
Eş zamanlılık yerine tesadüf ve olasılık kavramları getirildi. Ruhsal olandan, mekanik olan doğru bir geçiş ile “bilimsel mitler” oluşturuldu, ruh unutuldu, birey kozmosdan ayrı düştü. Mekanik biliminin tanımladığı evrende, her şey önceden bilinebilir ve kesin olarak tanımlanmış evrende her şey nedensellik yasaları ile açıklanabilir olmalıydı. Bütüncüllükten uzak bu yaklaşıma 20. yüzyıl başında yeni fizik veya kuantum fiziği başka bir açılım ve dönüşüm sağladı. Sadece fizikçiler değil, diğer bilim alanlarından araştırmacılar da bütüncül yaklaşıma yeniden dönüş gösterdiler ve açıklamalar getirdiler. Bunların en önemlilerinden biri Carl Jung'dur. Jung'un bu konudaki bir hasta öyküsü eş zamanlılık kavramı ile eş anılır olmuştur. Carl Jung, bir hastası seans sırasında Mısır'da kutsal olan scarabaeus saccer veya yaygın ismi ile “bok böceği” içeren bir rüyayı anlatırken yaşadıklarını şöyle anlatıyor; “Bana bu rüyayı anlatırken, arkamı kapalı olan pencereye vermiş oturuyordum. Aniden, arkamda hafif vuruş gibi bir ses işittim. Döndüm ve dışarıdan pencerenin çerçevesine çarpan, uçan bir böcek gördüm. Pencereyi açtım ve içeriye doğru uçarken hayvanı havada yakaladım. Birinin bizim enlememizde bulabileceği altın renkli bir bok böceğinin en yakın benzeriydi”. Mısır mitolojisinde bu böcek tekrar doğuşun sembolüydü ve rüyada görülmesi, bu kadının tedavisinde kritik bir gelişmeyi ifade ediyordu. Katı gerçeklik fikrine sahip bu kişide bu olay dönüşümü sağlamıştı. Jung başlangıçtan beri eşzamanlılığın daha derin, holistik bir gerçekliğin yüzey etkileri olduğunu hissetti. Ruh ve madde kutupları arasında yer alan tek bir dünyadan oluşan, sessiz birleştirici bir realite olan “unus mundus” dan söz etti. Jung uzak doğu dinlerini, inanışlarını ve Afrika kabilelerindeki şamanik iyileştirme yönetmelerini inceledi. Aynı zamanda dönemin kuantum fizikçileri ile de yakın ilişkiler içinde bunların bilimsel açıklamaları yönünde fikir alış verişlerinde bulundu. Eşzamanlılık fikrinin Jung’un aklına Albert Einstein ile birlikte bir gün yemek yerken geldiği söylenir. Einstein dış dünyada, Jung ise iç dünyada birlik anlayışı ile ilgileniyordu. Jung, şuurlu deneyim ve davranış üzerinde olağan dışı etkide bulunan, psişenin bu evrensel ve kollektif yönünden, “kollektif şuur dışı” olarak söz eder. Jung'un psikoloji alanına getirdiği yeniliklerden birisi de Arşetip kavramıdır. Arşetipler; şuur dışından belirli konular ya da motifler olarak ortaya çıkan, özlerinde evrensel, psişik enerji yoğunlaşmalarıdır. Arşetip, çevredeki ve bireyin şuuru ya da şuur dışı zihin hayatındaki bir durum tarafından harekete geçirilene kadar, uykuda yatan, belirli bir konu veya imge için bir potansiyeldir. Dünyada ne kadar kavram varsa o kadar da Arşetip vardır (kahraman, bilge adam, büyücü, anne, baba, kadın, erkek..). Jung’a göre eş zamanlılık sıradan bir zihin durumunda veya arşetiplerin aktive olduğu durumlarda, şuur dışı olarak ortaya çıkar. Bir arşetipin harekete geçirilmesi veya uyandırılması, atomun bölünmesine benzer bir şekilde çok miktarda enerjiyi açığa çıkarır. Arşetipin kendisinden kaynaklandığı psikoid sürecin hemen yakınındaki bu güç, eş zamansal olayların hızlandırıcısıdır. Jung'a göre serbest kalan bu güç “ huşu” duygusu olarak isimlendirilir. Bu huşu duygusu, ilahi veya kozmik bir duygudur. Aşkın bir doğruluk, gerçeklik ve öz tanrısallık olarak tarif edilebilir. Jung, eş zamanlılığın aşkın doğası ile ilgili fikirlerini kuantum fizikçisi Wolfgang Pauli ile geliştirdi. Jung ve Pauli, eş zamanlılığı nedensellik ilkesinin karşıtı olarak kabul ettiler.
Kuantum teorisi, bütüncüldür (holistiktir). Bütün eylemi kesintisiz olarak görür, partiküllerin tek tek varlıkları yoktur, sadece toplam deney olayına katkıda bulunurlar. Bir deneyde yer alan herşey deneyi etkiler; aletler, laboratuar, deneyi yapanlar dahil ve bunlar bütündür. Amerikalı kuantum fizikçisi David Bohm’a göre (1917-1992) kozmos bir bütündür, boşluk değildir. Bohm buna “örtülü düzen” der. Zihinsel ve fiziksel süreçler arasında da ilişki vardır. Örtülü düzen, fizik dünyaya karşılık gelen “açık düzenden” farklıdır. Örtülü düzen devamlı bir holo harekettir. Açık düzen zaman zaman kendini gösteren “yüzeysel örtülü düzenden” başkası değildir. Zaman ve uzay bu örtülü düzenin bu açılan sürecini biçimleridir. Görünürde ayrı olaylar olarak görülen olayların birbirlerini sarıp sarmalama derecesi önemlidir. Eş zamanlılığın açıklamasında önemli açılımları yapan kuantum fizikçilerinden birisi de İrlandalı John Bell'dir (1928-1990). Bell “bir çift partikül bir kez “singlet” (yapışık) durumda oldu mu, uzayda farklı yerlerde olsa dahi, birbirleri ile ilişkilerini sürdürürler” düşüncesini ortaya attı ve bunu deneyler ile gösterdi (Bell’in eşitsizlikler teoremi). Bu karşılıklı ilişki kuantum fiziğinde “eş zamanlılık” olarak adlandırılır. Avusturyalı Lamark’çı bir biyolog (bir organizmanın bireysel deneyimlerinin döllerini etkileyebileceğine inanıyordu) olan Paul Kammerer (1880-1926, Viyana) tekrarlayan ve eş zamanlı olaylar üzerine çalıştı ve bunları açıklamaya çalıştı. Bunları olasılık dışı rastlantılar olarak adlandırdı. Gözlem dayanan diziler oluşturdu. Bunun doğanın daha önce keşfedilmemiş nesnel bir ilkesine bağlı olduğunu söyledi ve “diziler yasası” olarak adlandırdı. Aynı anda paralel veya ortak olay noktaları olan olay dizilerini de derledi. Eş zamanlılık üzerine çalıştı. Çok eleştirilen Kammer çalışmalarının değeri anlaşılamadan intihar etti. Çağdaş bir biolog olan Amerikalı Rupert Sheldrake (1942-…) morfogenetik (organizmaların her birinin karakteristik biçimlerinin nasıl geliştiği) konusunda çalışıyor. Sheldrake canlı bir organizmanın gelişmesinin, bir tür holistik alan ya da güç tarafından kontrol edildiğini ve morfik alan embriyolojik gelişmede DNA molekülü üzerinde etkide bulunduğunu belirtiyor. Bu tüm insanlığın paylaştığı evrensel imajlar olan Jung’un “arşetipler” kavramını da açıklayabilecek bir yaklaşım ile bir kişinin deneyimlerinin diğer kişileri de etkileyebileceğinden söz ediyor. Macar orjinli bir yazar ve düşünür olan Artur Koestler (1905-1983), eşzamanlılığın insan seviyesindeki en yüksek bütünleştirici potansiyelden geldiğine inanıyor. Holon dediği alt birimler hem bütünü (holos) temsil ediyor, hem de kendi içinde eksiksiz bir varlık olarak tanımlıyor. Sözü edilen bu bilim insanlarının yanında daha bir çok araştırmacı da bu konuda çalışmış ve açıklamalarda bulunmuştur. Eş zamanlılık konusunda dikkat çeken bir konu ise meditasyon ile eş zamanlılık arasındaki birlikteliktir. Meditatif durum ne kadar derinse, bunun ardından daha fazla eşzamanlılık olaylarının yaşandığı belirtilmektedir. Meditasyon sınırları kaldırır, zihne fren yaptırır ve eşzamanlılık buna hazır beyinlerde fark edilir. Meditasyon ve derin bir dua da sağ ve sol beyin arasında dengeli bir uyum sağlandığı (bu EEG çalışmaları ile gösterilmiş) ve bu sessiz titreşimin saf şuurluluğa bir kapı olduğu söyleniyor.
Genellikle gergin ve kendi merkezimiz dışında olduğumuz, Jung’un “gölge” dediği bastırılmış kişiliklerin aktif olduğu durumlarda, başımıza gelen ters olaylara ise "ters eş zamanlılık" veya "maymun hileleri" denir. Böyle bir durumda sakinleyip, kendi merkezimize dönmemizde yarar vardır. Terslikler böylece ortadan kalkar.
Yogi Ana ise şöyle demektedir; "İçinizde yeterince uyanık, sizi koruyacak, yolunuzu hazırlayacak bir İç Varlık varsa, size yardımcı olacak şeyleri, insanları, kitapları ve şartları kendinize doğru çekersiniz. Sanki iyiliksever bir irade size işaret veriyor, yardım ve kararlar almanıza, doğru yola dönmenize destek oluyormuş gibi, her türden küçük rastlantılar başınıza gelir. Fakat bir kere bu kararı alıp, varlığınızın hakikatini bulmaya karar verirseniz ve bu yolda samimi şekilde ilerlemeye başlarsanız, bu durumda her şey, ilerlemenizde size yardımcı olmak için işbirliği yapıyor görünür".
Swami Rama Tirtha'nın bu konu ile ilgili sözleri de şöyledir; "Doğayla mükemmel bir ahenk içinde olduğunuz sürece, hakikat inkar edilemez. Zihniniz evrenle uyum içinde, herkesle ve her şeyle, bütün koşullar ve çevreyle birliğinizi hissettiğiniz ve gerçekleştirdiğiniz sürece, rüzgarlar ve dalgalar bile sizin lehinize olacaktır. Sizdeki benliğin bütün çevrelerdeki ve ortamlardaki benlik ile aynı olduğunu aklınızda tutun. Zihniniz, her şeyin altında yatan Yüce Benlik ile ahenkli bir titreşim içinde olduğu zaman, beniniz bütün dünya olmuştur, dış yardımlar size uçarak gelir." Eş zamanlılık evrene birlik ile bakan kişiler için sanıldığından fazla söz konusudur. Bu olayların bize anlatmak istediklerini anlamak ve bu yaşamda gerçek vazifemize yönelmek için onların rehberliğine güvenmek gerekir.
VGV.ARC



.jpg)


Yorumlar
Yorum Gönder