Hermes öğretisi seçilmiş kişilere inisyasyon (uyumlama) yöntemiyle aktarılmış olan
kadim dönemin en önemli kozmogonik sistemidir. Kozmogoni sözü Yunanca Kozmos
(düzen) ve Gnosis (sezgi ile elde edilen bilgi) sözlerinden oluşmuş, evrenin ve evrende
görülen düzenin sezgisel oluşumunu içeren bilgi bütünüdür. Kozmogoninin başlangıcını kadim
Asya kökenli Ön-Türk kültüründe aramak gerekir. Bu konuyu Kadim Diller ve Yazılar
bölümünde 67 sayılı Ön-Türk Kozmogonisi başlıklı yazımda işledim (1). Hermes
kozmogonisi doğa bilimlerini, insan yapısını ve mistik bilgileri içerdiğinden kendisine Hermes
Trismegistus (üç kere kutsal Hermes) denmiştir. Sanat ve müziğe de önem vermiş olan
Hermes’in Lir adıyla bilinen müzik aletini de icat ettiği söylenir.

Bu yazımda kadim Mısır kozmogonisinden söz etmek istiyorum. Hermes öğretisi kadim
Mısır toplumunda Thebes ve Memphis tapınaklarında eğitim görmüş Orpheus (~M.Ö. 1000),
Solon (~M.Ö. 600), Thales (~M.Ö. 600) ve Phytagoras (~M.Ö. 500) gibi önemli kişilerin
aktarımları sayesinde günümüze kadar gelebilmiştir.
Hermes büyük olasılıkla bir Aton rahibidir. Zira onun öğretisini içeren Hermetica adlı
kitap şöyle başlar (2):
“Kimsin” diye sordum.
“Ben yolu gösteren yüce zihinim. Tek
tanrı olan Aton’un aklıyım. Seninle her yerde ve her zaman
birlikteyim. İsteklerinden haberim var. Sorularını açıkça
bildirirsen yanıtlarını alacaksın” dedi.
“Beni Aton’un bilgisiyle donat ve Hakikati göster” diye
yalvardım. Bir anda görüntüm değişti ve nurlu bir aşk
bağıyla bütünleşmiş sonsuzluk belirdi.
Yahudi dininin tanrısı Adonai, kadim Mısır tanrısı Aton’dan başkası değildir. Hermes
adını ise sadece kadim Mısır dilinde değil, Süryani, Arabi ve İbrani hatta Acemi dillerde de
bulmaktayız. Sessiz üç HRM harfleriyle yazılmış olan Hermes adının değişik şekillerini Hiram
(kapalı Mısır piramidi), Ehram (piramitler), Harem (herkesin giremediği kapalı yer),
Haremeyn (Müslüman olmayanlara kapalı Mekke ve Medine şehirleri), Haram (yasak
edilmiş olan), Mahrem (gizli olan) ve Hürmüz (Zerdüşt’ün güneş tanrısı) sözlerinde
buluyoruz. Batı dillerinde Hermes adı Hermetic “hava geçirmeyen” anlamını kazanmıştır.
Hermes öğretisinde insan yedi ''7'' mertebeden oluşmuş bir varlıktır.
Bunlar: 1. Shat
(maddi beden),
2. Ankh (yaşam gücü),
3. Ka (Astral nur, Kalb)
4. Hati (hayvansal ruh),
5.
Sheybi (kutsal ruh),
6. Bal (akıl, mantık),
7. Kon (ilahi ruh).
Tasavvuf eğitiminde de insan nefsinin yedi makama ulaşabileceğinden söz edilir. Bu
makamlardan dördüne insanın gayretiyle erişebileceği, diğer üçünün ise tanrı lütfü olarak
sunulduğu söylenir. Hermes öğretisinden aktarılmış olan 7’nin önemini Tevrat’taki Tekvin
bölümünde, tanrının evreni altı günde yarattığı ve yedinci günde dinlendiği görüşünde de
bulmaktayız.
Hermes’in evren modelinde merkezde dünya ve onun etrafında yedi kat gökyüzü
vardır. İslam kültüründe bu kürelere Felekler denir. Her kürede dolanan bir gök cismi
bulunur. Bunlar sırasıyla: Ay (düşünce), Merkür (soyluluk), Venüs (aşk), Güneş (güzellik),
Mars (adalet), Jüpiter (bilim) ve Satürn (aydınlanan bilinç) adlarıyla bilinen gök cisimleri
olup, sadece kozmik yapıyla değil, insan yapısıyla da ilişkiliydiler. Altta görülen Hermes’in
evren modeli hem Mısır Astrolojisine hem de kadim Yunan Mitolojisine kaynak oluşturmuş,
Batlamyus (Ptoleme) sayesinde M.S. 16. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür.
Bu evren modelinde 7 kat gökyüzünden sonra burçlar ile Küçükayı, Büyükayı
takımyıldızları ve kutup yıldızı bulunuyor. En dış küre ise tanrıların ve bütün seçilmişlerin
bölgesi olan Gökyüzü İmparatorluğunu barındırıyor. Aynı benzerlik insan yapısına da
yansıtılmıştır. Kadim Hint inancına göre insanda 7 adet Çakra bulunmakta ve bunlar enerji
çarkları olarak dönmektedirler.
Batı Uygarlığını derinden etkileyen en önemli öğretilerden biri Hermetizm’dir. Bu ezoterik felsefenin simgesi de Hermes veya Thoth’dur.
O, “Ermişlerin Ermişidir”. Hermes, kendinden sonra gelen dinleri, akımları, sanatı, bilimi ve felsefeyi etkilemiştir.
Rönesans dönemine ait ve içine Astroloji’yi de alan konulardan birisi de Hermetizm’dir. Bu sözcük Hıristiyanlık öncesi dönemde yer alan inançları içine almaktadır.
Astroloji’de sık sık geçen “yukarıda ne varsa, aşağıda da o vardır” ilkesi yine Hermetizm’den gelmektedir. Çok özet bir anlatımla, Hermetizm insanoğlunun evrenle olan birliğini, onun bir parçası olduğu düşüncesine dayanmaktadır.
Yunanlılar, “Hermes” için hem kral, hem büyük rahip, hem de din kurucu olması nedeniyle, üç kere büyük ya da üç kere bilge anlamına gelen "Trismegistus" sıfatını kullanmışlardır. Sais'de bir tapınak inşa eden Hermes için, Mısır'ın "Ölüler Kitabı"nda, "ilahi kelamın efendisi ve ilahi sırların sahibi" denilmektedir. İslam’da Hermes Trimegistos, İdris Peygamber olarak geçer. İslam’da da Hermes bir kültür kahramanı olarak ele alınmış ve tüm sanat ve bilimleri icat ettiğine inanılmıştır.
Osiris’ in müridlerinden olan ve ondan altı bin yıl sonra yaşayan Hermes, günümüzden onaltı bin yıl önce günümüz bilim dünyasının, nasıl olup da ortaya çıktığını açıklayamadığı ileri Mısır uygarlığının oluşumuna öncülük etmiştir. James Churchward’a göre, o, Mu ve Atlantis dönemindeki tek tanrılı dini İ.Ö.16.000 yıllarında Mısır’a getirmiş Atlantisli bir bilgedir.
Aslında daha önce düşünülecek ne varsa zaten düşünülmüş. Güneşin altında yeni hiçbir şey yoktur, sözünü hatırlayalım. Ne 3 dinin kitapları otantiktir, ne de felsefe sistemleri, biraz araştırma yapan birisi bunların kadim bilgeliğe dair şeyler olduğunu görür. Yeni olan sadece dilegetiriş biçimidir. Evet özgün olan dilegetiriş biçimidir ancak, yoksa ne Platonun idealar kuramı, ne Pytagoras teorimi ne Thales'in suyu, ne de İsanın öğretileri kendi buluşları. Dikkat ederseniz tüm bu saydığım şahsiyetler Mısırda (Bazıları Mısıra ilaveten Hindistan ve Tibette) uzun yıllar inisiyatik eğitim almış kadim bilgelikler konusunda uzmanlaşmış kimseler. Yani ana fikir eski fakat sunum biçimi yeni diyebiliriz. Tabii gene de bunun böyle olması bu kişilerin biçim verdiği sistemleri önemsiz kılmaz. Çünkü eski fikirleri yeniden sistematize edip çığırlar açmışlardır; üslupları kendilerine hastır.
Her şeyi gören zihin vasıtasıyla,
Şahitlik ettim bizzat Göklerin görünmez yüzüne,
Ve tefekkür yoluyla eriştim Hakikat bilgisine,
İşte bu bilişle yazıyorum bu mısraları...
“Şimdi sen bu sırları öğrenmiş olduğuna göre, Söz vermelisin sessiz kalacağına Ve asla açıklamamaya Tekrar doğuşun nasıl aktarıldığını. Bu öğretiler, özel olarak kaydedilmiştir Yalnızca Atum’un bilmelerini istediği Kişiler tarafından okunsun diye. Bulunmaz hiçbir ahenksizlik Mekânı gökyüzünde olanlar arasında. Tek amacı vardır hepsinin, tek zihin, tek his; Çünkü bağlanmıştır sevgi büyüsüyle onlar Tek ahenkli bütüne.”
(Hermetika)
HERMES'İN İNİSİYASYONU
Duyularım mistik uykuda askıda kalmıştı;
yorgun, yapay bir uyuşukluk değildi bu,
uyanık ve şuurlu bir boşluktu.
Bedenimden kurtulup, düşüncelerimle birlikte uçtum
ve boşlukta süzülürken bana öyle geldi ki,
engin ve sınırsız bir varlık ismimle bana seslendi: ''Hermes, ne arıyorsun?
''Kimsin sen? diye sordum.
Ben Yolun Rehberiyim, Yüce Zihin,
Tek Tanrı Atum'un düşünceleri.
Ben seninleyim; her zaman ve her yerde.
Arzularını biliyorum. Soruların şuurlu olsun ve onlar yanıtlanacaktır.
''Bana gerçekliğin yapısını göster.
Beni Atum'un bilgisiyle kutsa,'' diye yalvardım.
Ansızın değişti önümde her şey. Bir an da açıldı Hakikat.
Gördüm sınırsız görüntüyü. Her şey Işığın içinde eridi; Sevgiyle bütünleşti.
Ancak ışık bir gölge düşürdü, amansız ve korkunç,
bu aşağı inerken çalkantılı sulara benzedi,
duman gibi köpükler saçıyordu, karmakarışık.
ve tarifsiz bir ağıt işittim; anlaşılmaz bir veda çığlığı.
Işık o zaman bir kelam söyledi kaotik suları yatıştıran.
Rehberim sordu: Bu vizyonun esrarını anlıyor musun?
Ben o Işık'ım; Tanrının Zihni, öncesinde de var olan olasılığın karanlık kaotik sularının.
Tanrının oğludur benim sakinleştirici kelamım;
mükemmel düzen fikri, her şeyin her şeyle uyumu.
Asli Zihin kelamın atasıdır, tıpkı sizin yaşantınızda ki gibi,
sizin zihninizden konuşma doğar.
Onlar ayrılamaz birbirinden, Çünkü Zihin ve Kelamın birliğidir hayat.
Şimdi Işığın üstünde topla dikkatini ve onunla Bir ol.
Tamamlayarak sözlerini içime baktı benim.
Ben bana karşı, ta ki titreyerek gördüm düşüncemde
Işık'ın içinde ki, sonsuz fakat düzenli bir dünya oluşturacak sınırsız gücü, ve hayran kaldım.
Derinliklerin karanlığında gördüm,
tanrısal kudretin süptil ve zeki nefesinin formu olmayan kaotik sulara nüfuz ettiğini.
Atum'un Kelamı doğurgan suların üzerine düştü ve onları tüm formlara gebe bıraktı.
Sözün ahengiyle düzen kazanarak vücut buldu 4 element,
birleşerek yaratmak üzere canlı varlıklar neslini.
Ateş elementi, yörüngelerde sonsuza dek dönecek takım yıldızlarda
ve 7 gök cisminin tanrılarında ifade buldu.
Kelam bundan sonra sıçradı doğanın elementlerinden
ve tekrar birleşti yapıcı zihinle, salt zekadan yoksun maddeyi geride bırakarak.
Rehberim dedi ki: Sınırsız asli fikri sezdin artık, başlangıçtan önce varolan.
Doğanın elementleri, Atum'un iradesiyle, olasılığın suları içinde,
bu ilksel düşüncenin yansımaları olarak doğdu.
Bunlar ilksel şeylerdir; asli şeylerdir; evrende ki her şeyin ilk prensipleridir.
Atumun Kelamı yaratıcı fikirdir;
O kendi vasıtasıyla yaratılmış olan her şeyi besleyen ve destekleyen yüce sınırsız kudrettir.
Sana her şeyi gösterdim. Neden bekliyorsun?
Öğrendiğin bilgeliği yaz hiyerogliflerle, taşa kazınmış olarak kutsal tapınakta.
Kendini bir ruhsal rehber kıl, bilgi nimetine değer bulduklarına;
böylece, senin vasıtanla, Atum'un insanlığı kurtarabilmesi için.
Şükranla dolup taşıyordum
Babaların Babasına bana lütfetmiş olan Yüceler yücesi bu vizyonu.
Yakardım korku ve saygı içinde,
Ne olur beni asla uzak kılma senin varlığın hakkında ki bu bilgiden,
ben onunla aydınlatan bileyim karanlıkta olanları.
Sonra O'nun gücünü içimde bularak, konuşmaya başladım.
Uzak duranlar alay ettiler sözlerimle, ama diğerleri ayaklarıma kapandılar.
Onlara kalkmalarını ve bu öğretilerle içlerine ekeceğim
bilgelik tohumlarını kabul etmelerini söyledim.
Haydi dinleyiniz çamurdan insanlar.
eğer çok iyi dikkat etmezseniz, sözlerim önünüzden
uçup gidecek ve kanat açıp dönecekler tekrar aynı kaynağa, geldikleri gibi.
Atum'un varlığı Bütün dikkatinizi bana veriniz ve düşüncelerinizi toplayınız,
çünkü Atum'un varlığının bilgisiderin anlayış ister,
sadece onun ihsanıyla gelen bir lütuftur.
Engel tanımayan bir sel gibidir,
hızıyla geride bırakanonu izlemeye çalışan herkesi,
önüne geçtiği dinleyiciler değildir sadece, öğretmen bile yetişemez ona.
Atum'un kavranması zordur. Onu tanımlamak imkansız.
Mükemmel ve kalıcı olmayanlar
kolay kavrayamazlar sonsuza kadar mükemmelleşmiş olanı.
Atum bütündür ve süreklidir.
O, hareketsizdir kendi içinde, yine de kendini hareket ettirendir.
O, Kusursuzdur, bozulmaz ve süreklidir.
O, yücelerin yücesi mutlak gerçektir.
O, fikirlerle doludurduyuların algılayamadığı ve herşeyi kucaklayan Bilgiyle.
Atum Asli zihindir.
O, çok büyüktür, Atum adıyla anılmayacak kadar.
O gizlidir, gene de apaçıktır heryerde
Onun varlığı bilinir düşünce yoluyla ancak,
yine de onun suretini görürüz gözlerimizin önünde.
O bedensizdir, yine de her şey de vücut bulmuştur.
Onun mevcut olmadığı bir şey yoktur.
Ona hiçbir ad verilemez, çünkü bütün adlar onun adıdır.
O her şey de ki birliktir,
bu yüzden Onu bütün adlarla bilmeliyiz ve herşeye Atum demeliyiz.
O her şeyin köküdür, kaynağıdır.
Herşeyin bir kaynağı vardır, kendinden başka,
hiçlikten doğan bu kaynağın Atum bir sayısı gibi tamdır o,
kendisi kalır çoğalsa da bölünse de, yine de tüm sayıları üretir.
O her şeyi içerir.
O Bir'dir İki değil.
O bütündür çokluk değil.
Bütün birçok parça değildir, sadece kısımlardan oluşmuş bir bütündür.
Onlara ayrı ayrı baktığınız zaman, herşeyin çok olduğunu düşünürsünüz.
Ama gördüğünüz zaman hepsinin bire ait olduğunu ve bir'den aktığını,
tüm parçaların bütünleşmiş olduğunu
ve birbirleriyle bağlantılı olduğunu anlayacaksınız.
En yücesinden en alttakine kadar
her şeybir varlık zinciriyle Atumun iradesine bağlıdır.
Evren birdir, güneşin bir olduğu gibi, Ay birdir ve dünya birdir.
Bir çok tanrı olduğunu mu sanıyorsun? bu saçmadır tanrı birdir.
Yalnız atum yaratıcısıdır ölümlü olan herşeyin, ve değişken olan her şeyin.
Eğer inanılmaz görünüyorsa bu, bir de düşün kendini.
görüyor, konuşuyor, işitiyor, dokunuyor,tadıyor, yürüyor, düşünüyor, ve soluk alıyorsun.
Farklı bir sen değildir yapan bu çeşitli şeyleri, sadece bir varlıktır onların hepsini yapan.
Anlamak için Atumun nasıl yaptığını bütün şeyleri,
düşün tohum eken bir çiftçiyi
buraya buğday, şuraya arpa, şimdi bir asma dikiyor, sonra bir elma ağacı.
Aynı adamın bütün bu tohumları ekmesi gibi,
Atum'da ölümsüzlüğü eker gökyüzüne ve yeryüzüne değişimi,
Kozmoza baştan başahayat ve hareket saçar; iki büyük unsuru Atumu ve yaratısını kapsayan ve de var olan her şeyi. Atum'a baba derler çünkü o herşeyi vücut vermiştir.
Ve bundan dolayıdır ki bilgeler çocuk dünyaya getirmeyi
insan hayatının en kutsal işi sayarlar.
Atum, yasaların icapları çerçevesinde işler doğayı;
tükeniş ve yeniden oluşlarla ve yaratılışı sürekli tekrarlayarak kendi bilgeliğini ortaya koyar.
Yine de gözün görebildiği şeyler fontomlar ve illüzyonlardır ancak.
Göze görünmeyen o şeyler gerçektir yalnızca.
Hepsinin üstündedir güzellik ve iyilik fikirleri.
Göz, Atumun varlığını göremediği gibi, bu büyük fikirleride göremez.
Onlar Atumun nitelikleridir sadece ve ondan ayrılmaları mümkün değildir.
Öylesine kusursuzdurlar ki onlar Atum'un kendiside çok sever.
Atumun yoksun olduğu birşey yoktur, bu yüzden arzu ettiği bir şey de.
Atumun kaybedeceği bir şey yoktur,
bu yüzden hiçbir şey ona üzüntü veremez.
Atum her şeydir. Atum her şeyi yapar ve her şey Atumun bir parçasıdır.
Demek ki Atum kendi kendini yapandır. Atumun azameti budur;
O her şeyi yaratandır ve bu yaratma onun hakiki varlığıdır.
Yaratmaya son vermek imkansızdır
onun için çünkü Atum varoluşunu sona erdiremez asla.
Atum her yerdedir. Zihin hapsolunamaz,
çünkü herşey zihnin içinde varolmaktadır.
Hiçbir şey öyle hızlı ve güçlü değildir.
Sen sadece kendi tecrübene bak.
Kendini yabancı bir ülkede hayal et ve niyetin gibi süratle orada olacaksın!
Okyanusu düşün ve işte oradasın.
Cisimlerin hareket ettiği gibi hareket etmemişsindir, ama yolculuk etmişsindir mutlaka.
Göklere uç, yüksel; kanatlara ihtiyacın olmayacak!
Seni engelleyemez hiçbir şey;
ne güneşin yakıcı sıcaklığı, ne de dönüp duran gezegenler.
Yaratılmış olanların sınırlarına ilerle.
Taşmak ister misin hiç Kozmozun sınırlarının ötesine?
Senin zihnin için o dahi mümkündür.
Hissedebilirmisin hangi güce sahip olduğınu?
Eğer bütün bunları yapabiliyorsun,
öyleyse ne düşünüyorsun seni yaratan için?
♾
“ İnsan nefsi bir evdir. Ona eğer tanrı yerleşmezse şeytan yerleşir.”
“Bir insan, kendisini kendi zihninde görebildiği an yeniden doğuşa hazır demektir”
“Ancak her akıl gerçeği kavrayamaz. Gücünüz bilim, silahınız inanç, kalkanınız susmak olsun. Bulalım, bilelim, susalım. Büyük sırrı içimizde saklayalım. Ama eylemlerimizle açıklayalım.
( Hermes - “Hermesü’l Hermâise - Âlimlerin Âlimi” )
Anlamaya Çalış Atum'un Zihin Olduğunu.
Böyle kontrol eder Kozmosu.
Her ne varsa düşüncedir, yaratıcıdan doğan düşünceler.

HERMES'İN KEHANETLERİ
Hermes'in Kehanetleri Saf felsefe ruhsal çabadır, sürekli tefekkür yoluyla, Tek-Tanrı Atum'un Hakikat bilgisine erişmek için. Ama şimdi kehanette bulunarak diyorum ki, gelecek zamanlarda hiç kimse tek bir amaç uğruna ve kalp temizliğiyle felsefenin peşinde olmayacak. Kıskanç ve hasis tabiatlı olanlar engelleyeceklerdir insanın keşfetmesini paha biçilmez ölümsüzlük nimetini. Felsefe yolunu şaşıracaktır, anlaşılması zorlaşacaktır. Yozlaşmış olacaktır aldatmaca görüşlerle. Büyük güçlükler içinde kalacaktır aritmetik, müzik, geometri gibi içinden çıkılmaz bilimler karşısında, Saf felsefeyi öğrenen kişi, araştırır bilimleri. Hayal mahsulü teoriler olarak görmez, Atum'a adanmış bilgiyi. Çünkü o bilgidir ki ifşa eder sırlarını, sayıların gücüyle düzenlemiş mükemmel işleyen evrenin. Çünkü o bilgidir ki, belirler denizlerin derinliğini ve ateşin güçlerini ve fiziksel cisimlerin büyüklüğünü, bunlar saygı dolu bir huşu verir. Yaratıcının ustalığı ve bilgeliği karşısında; çünkü müziğin esrarı tanıklık eder yüce sanatçının emsalsiz dehasına. Güzel bir ahenkle birleştirmiştir her şeyi tek bir bütün için detaylı nağmelerle dolup taşarak. Atum'u sevmek düşüncede, kalpten ve katışıksız biçimde, ve onun iradesini izlemek; felsefe budur, gölge düşürmediği amaçsız fikirleri destekleyen zorlayıcı arzuların. Ancak şimdiden görüyorum ki, gelecek zamanlarda zeki ve entelektüel kişiler yanlış yola sevk edecek insan zihinlerini, onları saf felsefeden saptırarak. Bizim adanmışlığımızın etkisiz olduğu, kalpten hissedilen dindarlığımızın ve biz Mısırlıların Atum'u ululadığımız özenli hizmetimizin ödül getirmeyen boş bir çaba olduğu öğretilecek. Mısır göklerin bir suretidir ve Kozmos tümüyle burada ikamet eder, burasıdır mabedi; ama tanrılar yeryüzünden gidecekler ve gökyüzüne dönecekler, ruhsallığın eski vatanını geride bırakarak. Mısır terk edilmiş ve ıssız kalacak, tanrıların mevcudiyetinden yoksun. Yabancıların eline düşecek bizim kutsal adetlerimizi yadsıyacak olan. Bu kutsanmış topraklar ve türbeler ülkesi cesetler cenazelerle dolacak. Kutsal Nil kanla köpürecek ve suları yükselecek, dökülen kanlarla pislik içinde. Bu sizi ağlatıyor mu? Daha beteri gelecek. Bu ülke ki bir zamanlar, insanlığın ruhsal öğretmeniydi, bu ülke ki öyle sevmiş ve adamıştı ki kendini tanrılara onlar bile tenezzül etmişlerdi yeryüzünde ikamete, ama şimdi söylüyorum sizlere, bu ülke zulümde geride bırakacak diğerlerini. ölülerin sayısı yaşayanları kat kat aşacak, ve hayatta kalanlar Mısırlı sayılacaklar sadece dillerinden dolayı, çünkü davranışlarında başka bir ırkın insanlarına benzeyecekler. Ah Mısır! Dininden hiçbir şey kalmayacak, boş bir masaldan başka, buna kendi çocukların bile inanmayacaklar. Geriye hiçbir şey bırakılmayacak, bilgeliğini anlatacak, eski mezar taşlarından başka. İnsanlar hayattan yorulmuş olacaklar ve vazgeçecekler görmekten saygı dolu bir hayranlığı hakkettiğini evrenin. Ruhsallık, bütün nimetlerin en büyüğü, sonuna gelmenin işaretlerini verecek ve itibar görmeyen bir yük gibi algılanacak. Dünya artık sevilmeyecek Atum'un emsalsiz eseri olarak; onun ilksel mükemmelliğinin şahane bir anıtı, tanrısal iradenin bir aracı, ululaması teşekkür etmesi için görenlerin. Mısır yoksul kalacak. Her kutsal ses susturulacak. Karanlık aydınlığı tercih edilecek. Gözler gökyüzüne çevrilmeyecek. Saf olanların aklını kaçırdığı düşünülecek, ve saf olmayanlar bilge diye saygı görecekler. Deliye cesur gözüyle bakılacak ve kötüler iyi sayılacak. Ölümsüz ruhun bilgisine gülünüp yadsınacak. Göklere layık saygı dolu sözlerine duyulacak ne de kabul edilecek. İşte ben, üç kere yüce Hermes, insanların ilki, erişmek için tüm bilgiye, kazıdım tanrıların sırlarını bu taş tabletler üzerine kutsal semboller ve hiyerogliflerle ve onları sakladım gelecekte bizim kutsal bilgeliğimizi arayacaklar için. Her şeyi gören zihin vasıtasıyla, şahitlik ettim bizzat göklerin görünmez yüzüne ve tefekkür yoluyla eriştim hakikat bilgisine. İşte bu bilişle yazıyorum tüm bu mısraları...
VGV.SPC
♾
Yorumlar
Yorum Gönder